“Lâ darar ve lâ dirâr Prensibi”, Yavuz ORTA

Sevgili dostlar,

Bugün sizlere, eski İslam kaynaklarının tozlu sayfaları arasında unutulmuş, günümüzde İslam ülkelerinde bile yeterince bilinmeyen çok güçlü bir ticaret ahlakı prensibinden bahsedeceğim. Bu prensip, sahih kaynaklara göre aynı zamanda Peygamber Efendimizin hadis-i şerifidir.


Lâ darar ve lâ dirâr”, İslam hukukunda şu anlama gelir: Zarar vermek yoktur, zarara zararla karşılık vermek de yoktur. Bu ifade, sadece bireysel bir ahlak kuralı değil; ticaret, hukuk, sözleşme ve piyasa düzeni için temel bir adalet ölçüsüdür.


İslam ticaretinde temel ilke şudur: Bir insan para kazanırken başka bir insanı ezmemelidir. Kâr helaldir, zenginlik kötü değildir; ancak kazanç aldatma, tekelcilik, stokçuluk, kusur gizleme, fiyat manipülasyonu ve çaresizlikten faydalanma üzerine kurulursa, bu artık ticaret değil zulümdür. Zulüm ise uzun sürmez; en güçlü yapıları bile çökertir.

İslam’ın ilk dönemlerinde pazar, sadece alışveriş yapılan bir yer değildi; aynı zamanda insanın ahlakının sınandığı bir alandı. İslam’da “kişinin namazı, orucu sizi yanıltmasın; onun akçeli işlerine bakın” anlayışı vardır. Çünkü bir insanı en iyi, camide ibadet ederken değil, alışveriş yaparken tanırsınız.


Nitekim Medine pazarında tüccar, ne kadar kazandığıyla değil, nasıl kazandığıyla ölçülürdü. Orası sadece bir ticaret alanı değil, asırlar boyunca insanlığa ışık tutacak ticaret ahlakının ve kurallarının doğduğu bir merkezdi.

Orada, ayıplı malı gizlemek yasaktı; çünkü müşteri zarar görüyordu. Eksik tartmak yasaktı; çünkü bu gizli bir hırsızlıktı. Stokçuluk yasaktı; çünkü toplumun ihtiyacı fırsata çevriliyordu. Belirsiz satışlar hoş görülmedi; çünkü bir taraf farkında olmadan risk altına giriyordu. Malı piyasadan çekip fiyatı yükseltmek ise doğrudan topluma zarar verdiği için ciddi bir ahlaki ihlal sayılıyordu.

Bu anlayış, İslam şehirlerinde hisbe sistemini doğurdu. Yani piyasa tamamen başıboş bırakılmadı; ölçü, tartı ve adalet denetlendi. Amaç tüccarı engellemek değil, güveni korumaktı. Çünkü güven olmayan yerde ticaret büyüse bile bereket üretmez.

Somut örneklere bakalım:

Malın kusurunu gizleyerek iadesiz satış yapan bir tüccar, hukuken kendini kurtarabilir; fakat ahlaken zarar vermiştir. Kıtlık zamanında malı depolayıp fiyat yükseltenler kazanabilir; ama bu kazanç toplumun zararına olur. Borçluyu sıkıştırarak tahsilat yapan alacaklı alacağını alabilir; fakat bir insanı ezerek kazanmıştır.

İslam ticareti bu yüzden sadece bir piyasa değil; emanet, güven, ölçü, şeffaflık ve merhamet üzerine kurulu bir sistemdir.

Bugün bu prensip zayıfladığında ne oluyor?

Modern ticarette en büyük problem şudur: Sistem kârı kutsuyor ama zararı başkasına yüklüyor. Şirketler büyürken çevre zarar görüyor. Bankalar kazanırken insanlar borç altında eziliyor. Platformlar güçlenirken küçük esnaf yok oluyor. Büyük zincirler büyürken üretici baskı altında kalıyor. Dijital sistemler gelişirken tüketici fark etmeden yönlendiriliyor.


Türkiye’de bazı zincir marketlerin, maliyetle ilgisi tartışmalı fiyat artışları yapması veya sistem içinde fiyatları şişiren yapılar oluşturması, hukuki çerçevede tartışılsa da bu prensibe göre ciddi bir ahlaki sorundur. Aynı şekilde Uber ve Amazon gibi şirketlerin algoritmalar üzerinden fiyatları yönlendirmesi de, “arz-talep” adı altında insanların cebinden sürekli para çekilmesine dönüşebiliyor.


Dünya Bankası verilerine göre yüz milyonlarca insan hâlâ aşırı yoksulluk içinde yaşıyor. Dünya büyüyor ama refah eşit dağılmıyor. Çünkü ticaretin kalbinden “zarar verme” ilkesi çıkarıldığında, büyüme barış değil, güvensizlik ve çatışma üretiyor.

Oysa bu prensip bize şunu öğretir:

  • Gerçek ticaret, iki tarafın da ayakta kaldığı ticarettir.
  • Gerçek kazanç, başkasının yıkımı üzerine kurulmaz.
  • Gerçek refah, sadece zenginlik değil, toplumsal huzurdur.


Bugün dünyanın ihtiyacı daha fazla büyüme değil, daha fazla vicdandır. Çünkü teknoloji büyüdü ama vicdan aynı hızda büyümedi. Pazarlar küreselleşti ama fakirlik yerelleşti; kâr merkezde toplanırken zarar geniş kitlelere yayıldı.

Sonuç olarak:

  • Kazanç helal olabilir; ama zarar üretiyorsa bereketli değildir.
  • Sözleşme yasal olabilir; ama adaletsizse meşru değildir.
  • Ticaret serbest olabilir; ama insanı eziyorsa medeni değildir.

Ve unutulmamalıdır:

Pazarın kalbine vicdan konulmazsa, zenginlik barış değil; açlık, sefalet ve savaş üretir.


Daha güzel bir dünya ümidi ile,
Kalın sağlıcakla.

Yavuz ORTA

Kaynak: https://www.habername.com/yazi-la-darar-ve-la-dirar-prensibi-sevgili-dostlar-15395.htm

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *